10 kasım

Bu Blogda Ara

31 Ekim 2012 Çarşamba

Atatürk’ün 86 yıllık kehaneti:

Atatürk’ün 86 yıllık kehaneti:
 
1922 yılında, Mustafa Kemal Atatürk, Konya’ya yaptığı ziyarette bir medreseye gittiğinde orada bulunan bir molla, medreselerin sayısının arttırılmasını ve medrese öğrencilerinin askere alınmamasını rica eder. Bunun üzerine kendini tutamayan Atatürk, özelikle bu askere alma meselesine karşı olan mollaya kesin bir ifadeyle cevap verir:
 
"Ne o, yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten, halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için canlarını feda ederken siz burada, genç sapasağlam delikanlıları besiye çekmişsiniz! Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim..."
 
Mustafa Kemal, medreseden ayrıldıktan sonra yanındaki Sovyet Rusya Elçisi Aralov’a otomobilde şu açıklamayı yapar:
 
"Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları mali dayanaklarından, vakıflarından yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, nerede ise üçte ikisi, belki de daha çoğu vakıftır. Bu vakıflar mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar"
 
Atatürk, Aralov’a medreseler hakkında bilgiler vererek, Anadolu topraklarında halen delikanlıları askerden kaçıran on yedi bin medrese bulunduğunu söyler. Atatürk, bu ülkeyi mollaların dualarının değil, Türk askerinin dökülen kanının kurtardığını, başka vesileler ile başka yerlerde de dile getirir. Buna karşılık bu dinci molla takımı, ülkenin dört bir yanı işgal altında iken, askeri gücün oluşmamasını engellemeye çalışmaktadırlar. Ki; bu zihniyet ne yazık ki hiçbir zaman değişmemiştir..." (9).
 
Mustafa Kemal Atatürk’ün günümüzden 86 yıl önce Konya’da Türkiye’deki medreseler hakkında Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçisi Aralov’a söylediği; "Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce onları mali dayanaklarından, vakıflarından yoksun edeceğim. Yurt topraklarının büyük bir parçası, nerede ise üçte ikisi, belki de daha çoğu vakıftır. Bu vakıflar mollaların yaşama kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar" sözü ile başta iki üç gün önce çökerek 18 genç kıza mezar olan Balcılar Kasabası Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneği’nin kaçak binası arasında bir ilişki yoktur diyebilir misiniz? Keşke diyebilseydik.
 
Mustafa Kemal Paşa bundan tam 86 yıl önce Balcılar Beldesi’ndeki olayı tahmin etmiş gibidir sanki. Hem Balcılar’daki kaçak Kur’an Kursu’nu, hem de İstanbul’un Kasımpaşa semtindeki Büyük Piyale Kur’an Kursu ve Okul Talebelerine Yardım Derneği Binası’nı. Allah’tan İstanbul Belediyesi popülizm yapıp Piyale Paşa Kur’an Kursu’nu yıkmaktan imtina etmedi de ülkemiz ikinci bir Balcılar faciası yaşamaktan kurtulmuş oldu. Şimdi anladınız mı Süleymancı Cemaati ve benzeri dini cemaatlerin Büyük Atatürk’ü neden sevmediklerini? Keşke onun ilkelerine sahip çıkabilseydik de, ülke topraklarını ve bu ülkenin zenginliklerini bu tür kan emici grupların süflî emellerine kurban etmeseydik...
 
Bu anlatılanlar, Mustafa Kemal Paşa’nın laiklik ilkesini neden o denli istediğinin sebebini de açıklıyor aslında. O, din adına ve dini kullanarak dünyalık peşinde koşanların farkındadır ve hayatı boyunca bu çarkı ortadan kaldırmak için uğraşmıştır. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın "bu ülkeyi mollaların dualarının değil, Türk askerinin dökülen kanının kurtardığı" şeklindeki söylemi tam da Yavuzca bir söylemdir...


Yorumlarınız